Sendikaların iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasındaki yeri ve önemi
14.11.2014
Foto Galeri
Video Galeri

SENDİKALARIN İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ’NİN

SAĞLANMASINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ

Yrd.Doç.Dr.Gökhan OFLUOGLU


 

GİRİŞ:

İş sağlığı ve güvenliği çalışma yaşamımızın en önemli sorunlarından biri olmaktadır. İş sağlığı ve meslek kazaları Türkiye’nin son derece büyük kaygı taşıdığı bir sorundur. Türkiye, kısa bir süre önce bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkarmayı başarmıştır. 6331 sayılı bu yasa, toplumun her kesimine hitap etmeyi amaçlamış ve bu içerikle yasalaşmıştır. Dolayısıyla iş sağlığı ve güvenliği artık sadece bir grup çalışanın sorunu olmaktan çıkıp, tüm çalışanları hedefleyen bir içerik kazanmıştır.

Devletlerin işçi sağlığı ve güvenliği alanında sorumlulukları vardır. Devlet, esas olarak, yasa koyma, denetim ve yaptırım uygulamakla görevlidir. Devlet işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin yasaları ve diğer hukuki düzenlemeleri yürürlüğe koyacak, böylece oluşan mevzuatın uygulanıp uygulanmadığını denetleyecek, gerekli olan durumlarda ise idari ve cezai yaptırımlara başvurarak, iş yerlerinde iş güvenliği koşullarının yerine getirilmesini sağlayacaktır. Sendikaların oluşturulan bu İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda önemi çok büyüktür. Sendikalar, gerek örgütlendikleri işyerlerindeki pazarlık güçleri, gerek bir sivil toplum kuruluşu olarak toplumu harekete geçirme kabiliyetleri sebebiyle, iş sağlığı ve güvenliğinin yerleşmesine katkı anlamında ciddi bir potansiyel barındırmaktadırlar.

1-     İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE SENDİKALARIN ULUSAL DÜZEYDEKİ KATKISI

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile getirilen Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi, konuya ilişkin önemli kazanımlar sağlayabilir bir potansiyele sahiptir. Yasanın 21/ç maddesine göre sendikaların da kabul edildiği söz konusu konseye yapılacak olumlu katkı, ülkenin iş sağlığı ve güvenliği alanında önemli adımlar atabilmesinin önünü açabilecektir. Nasıl çalışacağı ve ülke politikalarına hangi oranda etki edebileceği çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek olan konseye katkı sağlanabilmesi için sendikaların bu alanda bilgi sahibi olmaları ve karşılaşılan iş sağlığı ve güvenliği sorunlarına, sadece ülkemize özgü değil çağdaş ülkelerde uygulanan düzeyde öneriler getirebilmeleri gerekmektedir. Bunun için de hemen her sendikanın bir iş sağlığı güvenliği birimi kurarak, faaliyet gösterilensektörün iş sağlığı ve güvenliği seyrini dikkatle takip etmesi ve karşılaşılan sorunlara uygun çözümler üretebilmeleri gerekmektedir. Nihayetinde yukarıda da belirttiğimiz üzere sendikalar, öncelikle Türkiye’nin bir ulusal iş sağlığı ve güvenliği politikası oluşturması için harekete geçmesine imkân sağlamalı ve onun ardından da sektörel düzeyde oluşturdukları ya da oluşturacakları birikimleriyle bu politikalara yön vermelidirler(Fişek,2010).

Sendikalar Yasası’nın ilk maddesi, sendikaların kuruluş amacını “Çalışma ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerin korunması ve geliştirilmesi” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım doğrultusunda, sendikaların işçilerin sağlığının korunması ve geliştirilmesiyle uğraşmasının da, bu örgütlerin varoluş nedenleriyle uyumlu olduğu ortaya çıkmaktadır. Sendikalar Yasası’nda olduğu gibi, uluslararası insan hakları belgeleri ve T.C. Anayasası’nda ekonomik ve sosyal hak kavramına rastlanmaktadır. Buradan anlaşılan, sendikaların, üyelerinin, insan hakları kapsamındaki haklarını da korumak ve geliştirmekle görevli olduğudur. İnsan hakları belgelerinde 1948’den beri yaşama hakkının içinde, “sağlıklı yaşama hakkı” çalışma hakkının içinde “işyeri ortamının geliştirilmesi”, “çalışma koşullarının iyileştirilmesi” vb. “sağlıklı güvenli koşullarda yaşama” yer almaya başlamıştır. Bu kapsamda, sendikaların, çalışanların, sağlık ve güvenliklerini korumaları, işyeri ortamlarının geliştirilmesi için uğraş vermeleri; hem örgütsel ödevleri, hem de bir toplum örgütü olmaktan doğan ödevleridir. (Fişek,2010).

2-     SENDİKALARIN İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ AÇISINDAN ÖNEMİ

      İş sağlığı güvenliği çok boyutlu ve çok bilimli bir kavramdır. Her şeyden önce saf teknik görünen bu konunun, yoğun bir toplumsal içeriği olduğuna değinmek gereklidir. Çünkü iş sağlığı güvenliği, aynı zamanda temel bir insan hakkıdır.

Uluslararası İnsan Hakları Belgelerine baktığımız zaman insanların sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışma hakkının, Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmeleri bir yana bırakılırsa özellikle 1960′lı yıllardan sonra onaylanan belgelerde belirgin bir biçimde vurgulandığını görürüz.

Türkiye tarafından da onaylanan Avrupa Sosyal Şartının 3. Maddesi “güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları hakkı” başlığını taşımakta olup, şöyledir: Sözleşmeci taraflar, güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları hakkının etkin biçimde kullanılmasını sağlamak üzere, güvenlik ve sağlık alanında yasal düzenlemeler yapmayı, gözetim önlemleriyle bu düzenlemelerin uygulanmasını sağlamayı, gerektiğinde iş güvenliği ve sağlığını geliştirmeyi amaçlayan önlemler konusunda çalıştıranların ve çalışanların örgütlerine danışmayı üstlenirler(Batur,2007; Fişek,2010; Sözer, 1993).

Yaşama ve çalışma koşulları birbirinden ayırılamaz. Yaşama koşullarındaki her düzelme, üyelerinin ve dolayısıyla sendikaların üzerindeki ekonomik kökenli baskıları azaltacak, böylelikle daha geniş ölçekli toplumcu yaklaşımlar belirleme ve uygulama olanaklarını yakalayabileceklerdir. Konut sorununun çözümlenmesinde, beslenme sorunlarının çözümlenmesinde, çocukların okul ya da kreş sorunlarının çözümlenmesinde kolaylıklar sağlayan sendika, sonuçta üyelerinin harcamalarında belli bir düşmeye yol açacaktır. Bu gider azalması, üyelerinin ücret artışı istemlerinde, belirli bir oranda ferahlama ve azalma getirecektir. Dolayısıyla sendikalar, üyeleriyle birlikte yalnızca ücret artışı zorlamasına gitmeyecekler; sosyal hakları geliştirme, çalışma koşullarını geliştirme çabasında da üyelerini yanlarında bulacak ve bunu işleyebilecekleridir(Odaman,2012).

İş sağlığı güvenliği kavramını ele alırken ilk vurgulanması gereken nokta, iş hukuku mevzuatının bir bütün oluşturduğudur. Her ne kadar, iş yasası, iş sağlığı güvenliği için ayrı bir bölüm ayırmışsa da, bu diğer bölümlerde sözedilen hak ve yükümlülüklerin iş sağlığı güvenliği ile ilgisi bulunmadığı anlamına gelmez. Sözgelimi çalışma süreleri, işçilerin sağlığını-güvenliğini çok yakından etkilemektedir. O kadar ki, “Sağlık kuralları bakımından günde ancak 7,5 saat ve daha az çalışılması gereken işler hakkında tüzük” ile “Gürültü Kontrol Yönetmeliği’nin 11.maddesi” sağlıkla çalışma süresinin somut ilişkisini, kurallar bağlamaktadır(Sözer,1993).

Çalışma süreleri ile ilgili olarak konulan kuralları, izlemesi gereken başlıca denetim organlarından biri işçi sendikalarıdır. Sendikaların iş sağlığı ve iş güvenliğinin işyeri düzeyinde başarılı bir şekilde uygulanması için toplu pazarlık döneminde gerekli düzenlemelerin yapılması için çalışmaları gerekmektedir. Günümüzde artık sadece ücret ve ücrete ilişkin hakların yanı sıra iş sağlığı ve iş güvenliği de toplu iş sözleşmelerinin önemli maddeleri arasında yer almak durumundadır. Ayrıca sendikaların iş sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili ulusal ve uluslararası projelerde ve eğitim çalışmalarında aktif rol üstlenmeleri, iş sağlığı ve iş güvenliğinin önleyici kapsamının gerçekleştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Sürekli olarak 50 ve daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde kurulan İş Sağlığı Güvenliği Kurulları’nda üyelik görevini ve bu ölçekten küçük işyerlerinde de, bu kurulun yapması gerekenleri üstlenen yine işyeri sendika (işçi) temsilcileridir.  Bu temsilcilerinİş sağlığı ve güvenliği konusundaki somut istemlere çok önem vermesi gerekmektedir. İşyerlerinde işçilerin sağlığını bozucu koşulların varlığında, konunun, işçi temsilcisi tarafından, Kurul gündemine getirilmesi gereklidir. Temsilcinin görüşleri ve oyu azınlıkta bile kalsa, karar defterlerinde aykırı oy yazılarına rastlanması gerekmektedir. İş Sağlığı Güvenliği Kurulları, işyerlerinde bu konuda çalışan tüm görevlilerin katılımı ile gerçekleşmektedir. Şu görevlilerden oluşmaktadır(Yılmaz, 2014):

İşveren temsilcisi

İş güvenliği ile ilgili teknik kişi

İşyeri hekimi

Sosyal danışman (yoksa personel ile ilgili kişi)

Sivil savunma görevlisi

Ustabaşı temsilcisi

Sendika (yoksa işçi) temsilcisi.

Görüldüğü gibi burada bir platformdan sözetmek olasıdır. İşyerinde çalışanlar belirli aralarla yasa gereği biraraya gelmekte ve yine yasalarca öngörülen bir programa göre aralarında iletişim ve işbirliği kurmaktadırlar. Bu çalışmanın en somut ürünleri de, şöyle sıralanabilir(Yılmaz,2014):

‐İşyerindeki somut iş sağlığı güvenliği sorunlarının çözümüne ilişkin öneriler,

‐İşyerindeki sağlık risklerini ve bunlara karşı alınması gerekli somut önlemleri içeren İç Yönetmelik’in hazırlanması,

İşyeri düzeyindeki çalışmaların, merkezi ölçekte kontrol ve desteklenmesi gereklidir.

Kalite kontrol çemberleri uygulamasında oluşturulan gruplar (çemberler), asıl olarak verimlilik, maliyet, kalite kontrol gibi doğrudan üretime yönelik olmakla birlikte, iş sağlığı güvenliği ile diğer idari ve sosyal konularda bu tür grup çalışmalarına gidilebilmesi mümkündür.

SONUÇ

İş sağlığı ve güvenliği doğrudan çalışanların yaşam hakkına etki eden bir konudur. O sebeple işyerlerinde yaşanan iş sağlığı ve güvenliği sorunları, sadece o işyerini değil tüm ülkeyi ilgilendirmektedir. İşyerlerindeki kazalar sadece orada çalışanları değil, tüm ülkeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Sorun bu denli büyük olunca, çözümünde de topyekûn hareket etmek gerekmektedir. Ülkenin iş sağlığı ve güvenliği sorunlarının çözümünde sosyal tarafların tümüne görev düşmektedir. Bu bağlamda sendikalar, iş sağlığı ve güvenliği kurumlarının oluşumunda ve topluma anlatılmasında, işyerlerinin somut problemlerine aynı düzeyde çözüm üretilmesinde önemli görevler ifade edebilir. Anayasa ile güvence altına alınan toplu iş sözleşmesi özerkliğinin, kendilerine verdiği normatif hüküm koyabilme imkânından yararlanarak, gerek işyerlerini ilgilendiren somut düzenlemeleri gerek yasalardaki eksiklikleri gideren hükümleri getirebilirler. İşyerlerini bu alanda eğitip denetleyerek, ülke genelinde eksikliği hissedilen iş sağlığı ve güvenliği kültürünü işyeri düzeyinde başlatabilirler. Bu şekilde de ülkenin iş sağlığı ve güvenliği politikasının tesisine katkı sağlayabilirler. Sahip oldukları ekonomik güç ve toplum karşındaki sorumlulukları da, kendilerinden bu çalışmalar için güçlü katkı beklentisi sağlamaktadır.

Koruma ve önleme ile tazmin anlayışı üzerine odaklanan iş sağlığı ve güvenliği, işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğini sağlamak ve mevcut şatları iyileştirmek için işçi ve işverenlere birtakım görev ve sorumluluk yükleyen ve bu anlamda iş sağlığı ve güvenliği politikaları üreten bir anlayıştan ibarettir. İş kazası ve meslek hastalığı ortaya çıktıktan sonra tazmin anlayışı üzerine geliştirilen politikaların maliyeti ile iş kazası ve meslek hastalığı ortaya çıkmadan önceki önleme ve korumaya yönelik geliştirilen politikaların maliyeti karşılaştırıldığında daha maliyetli olan elbette tazmin anlayışına yönelik politikalar olacaktır. Burada önemle vurgulamak gerekir ki, işin maliyet boyutundan ziyade öncelikle insan hayatının korunması ve iyileştirilmesi bilinci üzerine konuyu ele almak ve bu anlamdaki alınabilecek önlem ve tedbirler üzerinde odaklanarak politikalar geliştirmekgerekmektedir. Sonuç itibariyle de zaten, hem insan sağlığı korunmuş ve iyileştirilmiş olacak, hem de kendiliğinden iş kazası ve meslek hastalığı ortaya çıktıktan sonraki olası maliyetler minimize edilmiş olacaktır.

20.06.2012 tarihinde kabul edilen 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği alanında kabul edilmiş ilk kanun olması açısından büyük önem arz etmektedir. Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasına yönelik olarak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. bölümünde yer alan “İş Sağlığı ve Güvenliği” başlığı altındaki hükümlerden, tüzük ve yönetmeliklerden faydalanılmaktaydı. Dar kapsamlı olan bu düzenlemeler, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile birlikte genişletilmiştir. Önleme anlayışı üzerine inşa edilen Kanun, daha iş kazaları ve meslek hastalıkları ortaya çıkmadan önce alınabilecek önlemleri almaya yönelik düzenlemelere yer vermiştir.

Türkiye’de sendikacılık ve toplu pazarlık faaliyetlerinin gücü dünyada yaşanan değişmelere bağlı olarak daha da güçlenmesi gerekmektedir. Küreselleşme sonucu ortaya çıkan yeni, çalışma düzeni ve risklerin önlenmesi için sendikalar güçlü olmak zorundadır.